Küresel jeopolitikte dengeler köklü bir kırılmanın eşiğine sürükleniyor. Tarihçi Paul Kennedy’nin “Büyük Güçlerin Yükselişi ve Çöküşü” tezinde öngördüğü aşırı askeri yayılma ve ekonomik yıpranma süreci, günümüzde Washington hattında somut bir gerilemeyle yüzleşiyor. Orta Doğu’daki yıpratıcı askeri maceralar, artan borç yükü ve küresel ittifaklardaki çözülmeler, uluslararası sistemde kaçınılmaz bir güç boşluğu doğuruyor. Doğanın boşluk kabul etmediği bu yeni evrede, tarihin akışına yön vermeye hazırlanan dört stratejik başkentteki askeri karargahlar öne çıkıyor.
Doğu Asya’da birbirine iki bin kilometre mesafedeki Tokyo ve Pekin, Avrupa’nın merkezindeki Berlin ve iki kıtayı birbirine bağlayan kadim şehir İstanbul’daki kilit komuta merkezleri, yeni dönemin askeri mimarisini şekillendiriyor.
Pasifik’te zincirlerini kıran Japonya
Tokyo’nun Şincuku bölgesinde, İmparatorluk Sarayı’nın yanı başındaki İçigaya yerleşkesinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hiroaki Uçikura liderliğinde yürütülen askeri dönüşüm, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana süregelen pasifist savunma doktrinini kökten değiştiriyor. 1945 yılındaki teslimiyet şartlarının getirdiği kısıtlamaları aşmaya odaklanan Tokyo yönetimi, önleyici vuruş kapasitesini merkeze alan yeni bir güvenlik mimarisi inşa ediyor.
2023-2027 dönemini kapsayan 310 milyar dolarlık devasa savunma bütçesiyle hareket eden Japonya; İzumo ve Kaga sınıfı helikopter gemilerini F-35B savaş uçaklarını konuşlandırabilecek fiili uçak gemilerine dönüştürüyor. Satın alınan 400 Tomahawk seyir füzesi ve menzili bin kilometrenin üzerine çıkarılan Type 12 füzeleri, ülkenin caydırıcılık eksenini derin harekat kabiliyetine taşıyor. 4 trilyon doları aşan ekonomik büyüklüğü ve yüksek teknoloji üretimiyle Japonya, Çin ve Kuzey Kore kaynaklı güvenlik risklerine karşı yeniden küresel bir askeri aktör olma yolunda ilerliyor.
Pekin’in mutlak güç ve teknoloji ekseni
Tokyo’nun 2 bin kilometre kuzeybatısında, Pekin’in kalbindeki Bayi (1 Ağustos) Karargahı’nda Savunma Bakanı Amiral Dong Jun komutasındaki Çin Halk Kurtuluş Ordusu, küresel askeri dengenin ikinci kutbunu oluşturuyor. 2 milyonu aşkın muvazzaf personeli, 13 kolordudan oluşan 900 bin kişilik kara gücü ve 470 parçalık devasa donanmasıyla Çin, 2026 yılı itibarıyla 275 milyar dolarlık savunma bütçesini yönetiyor.
Menzili 15 bin kilometreyi aşan kıtalararası balistik füzeleri, hipersonik sistemleri, 3 uçak gemisi ve yapay zeka destekli siber harp yetenekleriyle Pekin yönetimi, savunma doktrinini Batı Pasifik’te mutlak üstünlük kurma üzerine kuruyor. Çin’in geleneksel sömürgeci yayılma yerine tedarik zincirleri ve ekonomik ağlar üzerinden küresel ağırlık oluşturma stratejisi izlediği, askeri yığınağını ise Tayvan ve yakın çevresindeki nüfuz alanını koruma amacıyla tahkim ettiği gözlemleniyor.
Berlin’de tarihi hafıza ve 124 milyar dolarlık sıçrama
Avrupa kanadında ise gözler Almanya’nın başkenti Berlin’deki Bendlerblock yerleşkesine çevrilmiş durumda. Genel Müfettiş Orgeneral Carsten Breuer liderliğindeki Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), Şansölye Friedrich Merz yönetiminin benimsediği bağımsız stratejik vizyon doğrultusunda yapılandırılıyor. ABD’nin Avrupa’daki askeri taahhütlerini azaltma sinyalleri vermesi üzerine Berlin yönetimi, kıtanın güvenlik liderliğini üstlenmeye hazırlanıyor.
Almanya, 2026 yılı için onaylanan ve modern tarihinin en yüksek seviyesine ulaşan 124 milyar dolarlık rekor savunma bütçesiyle kapsamlı bir modernizasyon süreci yürütüyor. Hava savunmasında Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi’ne öncülük eden Berlin; Leopard tanklarının en üst versiyonlarını sahaya sürmeyi, Puma ve Boxer zırhlı araç envanterini genişletmeyi ve uzay ile siber komutanlıklarını tam operasyonel hale getirmeyi hedefliyor. Düşük kamu borcunun sağladığı mali hareket alanıyla Almanya, Avrupa ordularının omurgası konumuna yerleşmeyi amaçlıyor.
Selimiye Kışlası’ndan yükselen yerli savunma gücü
Listenin dördüncü ve en stratejik merkezlerinden biri, İstanbul’da Boğaz ile Marmara’nın kesişiminde yer alan tarihi Selimiye Kışlası. 1. Ordu Komutanı Orgeneral Bahtiyar Ersay’ın sevk ve idaresindeki bu karargah, yüzlerce yıllık sefer ve harekat hafızasını bünyesinde barındırıyor. Çanakkale’de 250 bin şehidin fedakarlığıyla korunan bağımsızlık mirası, bugün küresel çapta oyun kurucu bir askeri kapasiteye dönüştürülüyor.
NATO’nun en büyük ikinci ordusu konumundaki Türk Silahlı Kuvvetleri, 480 bin muvazzaf personeli ve yüzde 80’i aşan yerlilik oranına sahip savunma sanayisiyle dikkat çekiyor. TCG Anadolu ile oluşturulan deniz havacılığı konsepti, Bayraktar TB2, Akıncı ve Anka gibi insansız hava araçları ekosistemi ve geliştirilen beşinci nesil milli muharip uçak KAAN, Türkiye’nin harekat kabiliyetini kıtalararası boyuta taşıyor.
Suriye, Irak, Libya ve Somali gibi kritik coğrafyalarda bizzat sahada kazanılan operasyonel tecrübe ile 44 milyar doları aşan savunma harcamaları, Türkiye’yi Doğu ile Batı arasında herhangi bir teslimiyet anlaşmasıyla sınırlandırılmamış, bağımsız hareket edebilen en dinamik askeri güçlerden biri haline getiriyor. Küresel hegemonyanın gerilediği bir dünyada, bu dört merkezde alınan kararlar yeni uluslararası düzenin sınırlarını çizmeye aday görünüyor.


















