Arap edebiyatının güçlü kalemlerinden Sudanlı şair Muhammed el-Fituri, siyasetten uzak durmaya çalışsa da Ortadoğu’nun son yarım asırdaki en karmaşık krizlerinden birinin tam merkezinde yer aldı. Şiirlerinde Afrika’nın özgürlük mücadelesini, sömürgecilik karşıtlığını ve Arap kimliğini işleyen Fituri; Lübnanlı Şii lider İmam Musa es-Sadr’ın sır dolu kayboluşu sonrasında ölümün kıyısına kadar sürüklendi.
İmam es-Sadr daveti ve Beyrut’taki tehlikeli misyon
Her şey, Ağustos 1978’in ilk haftasında başladı. Dönemin Libya lideri Muammer Kaddafi, Şii hareketinin lideri İmam Musa es-Sadr’ı Trablus’taki 1 Eylül kutlamalarına ve uluslararası bir İslam konferansına davet etmek istedi. O dönem Roma’dan Beyrut’taki Libya Büyükelçiliği’ne kültür ataşesi olarak atanan Muhammed el-Fituri, Libya Büyükelçisi Ebubekir el-Fercani ile birlikte resmi daveti bizzat es-Sadr’a iletmekle görevlendirildi.
Görüşmenin ardından Libya’ya giden İmam Musa es-Sadr ve beraberindekilerden bir daha haber alınamadı. Sadr’ın Libya rejimi tarafından kaybedildiği iddiaları Beyrut sokaklarını ateşe verirken, davet sürecinde yer alan diplomatik isimler doğrudan hedef tahtasına oturdu. Lübnanlı silahlı milisler, el-Fituri’yi Trablus yönetiminin planına ortak olduğu gerekçesiyle Beyrut’ta kaçırdı.
Şairin hayatını kurtaran Sudan lehçesi ve dizeler
Silahlı unsurlar tarafından aracından zorla indirilerek Beyrut ile Lübnan’ın güneyi arasında bilinmeyen izbe hücrelere taşınan el-Fituri, günlerce ölüm tehdidi altında sorgulandı. Kendisini infaz edilmekten kurtaran ilk kırılma anı ise konuştuğu dil oldu. Kaçıran militanlar, karşılarındaki kişinin Libyalı olmadığını; berrak bir Sudan lehçesiyle Mısır aksanını harmanlayan ünlü şair Muhammed el-Fituri olduğunu anladı.
Karanlık hücrede geçen günlerde şair, rehin tutulduğu odayı bir edebiyat meclisine dönüştürdü. Afrika’nın direnişini ve özgürlük tutkusunu anlatan gür sesli şiirlerini silahlı militanlara okuyan el-Fituri, etkileyici hitabetiyle rehin alanların takdirini kazandı. Şair, yıllar sonra Trablus’ta o günleri anımsarken “Beni kendi sesim ve şiirlerim kurtardı” ifadelerini kullanacaktı.
Krizin diplomatik boyutu da boş durmadı. Libya yönetimi, şairin kurtarılması için Lübnanlı aktörler, Filistinli gruplar ve bölgesel güçlerle geniş kapsamlı bir müzakere trafiği yürüttü. Şiirin büyüsü ve yoğun diplomatik baskının birleşmesiyle Muhammed el-Fituri serbest bırakıldı.
Vatansızlıktan Kaddafi diplomasisine uzanan ömür
Fituri’nin Libya büyükelçiliğinde görev almasının arkasında ise fırtınalı bir sürgün öyküsü yatıyordu. Sudan Devlet Başkanı Cafer Numeyri, 1971’deki darbe girişiminin ardından idam edilen Sudan Komünist Partisi lideri Abdülhalik Mahcub için yazdığı sert ve ağıt dolu şiir sebebiyle Fituri’yi vatandaşlıktan çıkarmıştı. Vatansız kalan şaire Libya lideri Kaddafi sahip çıkarak diplomatik pasaport verdi; onu önce Roma’ya, ardından edebiyat çevreleriyle iç içe olacağı Beyrut’a diplomatik misyonla gönderdi.
Afrika’nın kölelik yaralarını taşıyan bir miras
Şairin Libya ile bağı yalnızca Kaddafi dönemiyle sınırlı değildi. Fituri’nin büyükbabası Recep, 19. yüzyılın ikinci yarısında Darfur’daki Masalit bölgesinden köle tüccarları tarafından kaçırılarak Libya kıyılarında satılmıştı. Zliten kentinde Kur’an-ı Kerim hafızı olduğu anlaşılınca aile tarafından özgür bırakılan ve ailenin bir ferdi gibi büyütülen dedenin izleri, daha sonra şairin Mısır’daki eğitimi ve edebiyat anlayışıyla harmanlandı.
Fituri, edebiyat hayatı boyunca yazdığı kölelik ve özgürlük temalı sarsıcı dizeleri, köle tüccarlarının elinden kurtulan büyükannesinin aktardığı gerçek hikayelerden ilham alarak kaleme aldığını her fırsatta dile getirdi. Hayatının son dönemlerini Fas’ta geçiren usta şair, 2015 yılında 85 yaşında hayata gözlerini yumarak Rabat’taki Sidi Mesud Mezarlığı’nda ebediyete uğurlandı. Arkasında ise siyasetin ve namluların susturamadığı, Ortadoğu’nun çalkantılı tarihine ayna tutan zengin bir edebiyat mirası bıraktı.

















