İsrail’de gerçekleştirilen erken genel seçimlerin ardından ortaya çıkan ilk sonuçlar, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu ve ülkenin siyasi geleceğini belirsizliklerle dolu karmaşık bir denklemin içine itti. Açıklanan verilere göre Netanyahu liderliğindeki sağ blok 53 sandalye kazanırken, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloğu 48 sandalyede kaldı. Sandıktan rekor bir temsille 19 milletvekili çıkaran Arap partilerinin kilit konuma yükselmesiyle, hiçbir ana blok hükümet kurmak için zorunlu olan 61 sandalye barajını tek başına aşamadı.
Yüzde 78’e yaklaşarak 1999 yılından bu yana en yüksek katılım oranına sahne olan seçimlerin ardından, Washington yönetiminde Netanyahu iktidarına yönelik artan çekinceler ve hükümet kurma senaryoları Tel Aviv kulislerini hareketlendirdi.
Masadaki dört hükümet senaryosu
İngiliz The Telegraph gazetesinin aktardığı analizlere göre, parçalı meclis tablosunda öne çıkan dört farklı ihtimal tartışılıyor:
- Arap partilerinin desteğiyle muhalefet hükümeti: Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot öncülüğündeki muhalefet bloku, Arap listelerinin desteğiyle koalisyon kurmaya yönelebilir. Bu modelde Arap partilerinden birinin doğrudan kabinede yer alması, diğerinin ise dışarıdan güvenoyu desteği vermesi öngörülüyor. Ancak ana akım Yahudi partilerinin Arap partileriyle resmi ortaklık konusundaki geleneksel çekinceleri bu formülün önündeki en büyük engeli oluşturuyor.
- Netanyahu liderliğinde ulusal birlik hükümeti: Eisenkot’un Netanyahu’yu görevden uzaklaştırma vaatlerine rağmen iki liderin ortak bir çatıda buluşması ihtimali masada duruyor. Bu senaryonun hayata geçebilmesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın aşırı sağcı bakanlar Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich’in kabine dışı bırakılması yönündeki olası baskısına bağlı görülüyor.
- Sağcı muhaliflerle Netanyahu ortaklığı: Netanyahu’nun, muhalefet cephesinde yer alan eski Başbakan Naftali Bennett veya Yisrael Beytenu lideri Avigdor Lieberman gibi sağcı isimleri ikna etme seçeneği bulunuyor. Ancak her iki liderin de seçim kampanyası boyunca Netanyahu’yu yolsuzluk iddiaları üzerinden sert biçimde hedef alması, bu uzlaşının maliyetini oldukça yükseltiyor.
- Erken seçim sarmalı: Hükümet müzakerelerinin tıkanması halinde ülkenin yeniden sandığa gitmesi kaçınılmaz hale gelebilir. Yeni bir seçim kararı, Netanyahu’nun geçici başbakanlık koltuğunu aylarca korumasını sağlasa da rekor katılımla oy kullanan İsrail kamuoyunda erken seçimin ciddi bir siyasi yıpranma yaratacağı belirtiliyor.
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un hükümeti kurma görevini kime vereceği bu süreçte belirleyici rol oynayacak. Herzog, en çok oyu alan parti liderini görevlendirebileceği gibi meclisten güvenoyu alma şansı daha yüksek görünen farklı bir ismi de yetkilendirebilir.
Washington’da Netanyahu yorgunluğu
İsrail iç politikasındaki tıkanıklık, Washington hattındaki gerilimi de su yüzüne çıkardı. Politico’nun Amerikan diplomatik çevrelerine dayandırdığı değerlendirmelere göre, Beyaz Saray ve Kongre çevrelerinde Netanyahu iktidarına yönelik belirgin bir “tükenmişlik ve yorgunluk” havası hakim.
Trump yönetimi içerisinde ve her iki partinin kanatlarında, ikili ilişkilerdeki yıpranmayı durdurabilmek adına muhalefetin kazanmasını arzulayan grupların bulunduğu aktarılıyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve “Önce Amerika” çizgisini savunan kanatların bölgesel çatışmalara mesafeli yaklaşımı dikkat çekerken, aşırı sağcı ortakların kabinede kalmasının Washington’ın bölgesel barış planlarını zora sokacağı kaydediliyor. Eski ABD Büyükelçisi Dan Shapiro ise kamuoyu araştırmalarının Amerikan toplumunun farklı kesimlerinde İsrail’e yönelik sempatinin gerilediğini gösterdiğine işaret ediyor.
Filistin politikasında köklü bir değişim beklenmiyor
Seçimlerden çıkacak hükümet modelinin Batı başkentleriyle ilişkileri etkileyebileceği kabul edilse de Filistin meselesinin özünde köklü bir rota değişikliği öngörülmüyor. The National Interest’te yayımlanan analizlerde, İsrail ana akım siyasetinin Filistin egemenliğine karşı ortak bir duruş sergilediği hatırlatılıyor.
Netanyahu ile muhalefet lideri Eisenkot’un; bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkma, Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki güvenlik kontrolünü İsrail’de tutma ve Gazze’de Hamas silahsızlandırılmadan çekilmeme hususlarında benzer ilkeleri paylaştığı belirtiliyor. İki isim arasındaki temel ayrışma ise yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerinin genişleme hızı ve Batı Şeria’nın ilhakı konusundaki tutumlarında ortaya çıkıyor. Eisenkot denetimsiz yerleşimci şiddetine ve Batı Şeria’nın tek taraflı ilhakına karşı çıkarken, Netanyahu’nun iktidarını doğrudan ilhak yanlısı ortaklarının desteğiyle sürdürdüğü vurgulanıyor.

















