Amerika Birleşik Devletleri genelinde Kongre ara seçimleri heyecanı tırmanırken, siyaset arenası iki karşıt dinamiğin çekişmesine sahne oluyor: Kültürel tartışmaları ve ulusal kimlik meselelerini öne çıkaran ideolojik söylem ile artan hayat pahalılığı ve geçim derdinin gölgesinde kalan sosyoekonomik gerçeklik.
Başkan Donald Trump’ın seçim stratejisi, özellikle Michigan gibi kritik salıncak eyaletlerde Müslüman toplumunu ve siyasetçileri doğrudan hedef alan sert bir retorik üzerine kuruluyor. Cumhuriyetçi Parti’nin muhafazakar tabanını konsolide etmeyi amaçlayan bu kutuplaştırıcı dilin, enflasyon ve alım gücü kaybının yarattığı ekonomik hoşnutsuzluğu perdeleme girişimi olup olmadığı tartışılıyor.
Michigan’da Abdul Sayed gerilimi ve kimlik söylemi
Axios tarafından yayımlanan analize göre Trump, Michigan eyaletinin Port Huron kentinde Cumhuriyetçi Senato adayı Mike Rogers’a destek mitinginde konuştu. Trump, ABD Senatosu’na giren ilk Müslüman senatör olmayı hedefleyen Demokrat aday Abdurrahman Muhammed es-Seyyid’i (Abdul Sayed) doğrudan hedef aldı.
Rakibinin vatanseverliğini sorgulayan Trump, Sayed hakkında “Kongre binasına girmeden önce metal dedektöründen geçmesi gereken tek senatör olacak” ve “cihatçı” gibi asılsız ithamlarda bulundu. Sayed bu iddiaları kesin bir dille reddederken, Amerika-İslam İlişkileri Konseyi (CAIR) yetkilileri Trump’ı politika tartışmak yerine ırkçılık ve korku siyaseti yürütmekle suçladı.
Michigan Eyalet Üniversitesi tarafından yapılan kamuoyu araştırmasında, seçmenlerin yüzde 38’i adayın Müslüman olmasının desteklerini azaltacağını belirtirken, yüzde 58’lik bir çoğunluk dini kimliğin tercihlerini etkilemeyeceğini bildirdi.
Arap ve Müslüman seçmende hayal kırıklığı
The Washington Post’un analizine göre, geçmiş dönemde Trump’a yönelen Arap-Amerikalı seçmenlerin önemli bir kısmı pozisyonlarını gözden geçiriyor. Özellikle Arap kökenlilerin yoğun yaşadığı Dearborn kentinde, Trump’ın yeni savaşlara girmeme vaadini çiğnediğini ve Gazze politikasında beklentileri karşılamadığını düşünen seçmenler tepkili.
Ayrıca Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.’ın Arapların bilime katkısını inkâr eden temelsiz açıklamaları da bu kitledeki kopuşu hızlandırdı. Seçmenlerin tutum değişikliğinde yalnızca kimlik baskısının değil; dış politika tercihleri ve yerel ekonomiye odaklanma arzusunun da belirleyici olduğu vurgulanıyor.
Geçim krizi kimlik siyasetini gölgede bırakıyor
The Wall Street Journal ve The Washington Post tarafından paylaşılan veriler, seçmenin temel önceliğinin ekonomi olduğunu somut biçimde gösteriyor. Kritik bölgelerdeki her 10 haneden 6’sı temel yaşam giderlerini karşılamakta zorlanıyor.
2019-2024 yılları arasında temel gereksinim maliyetleri yüzde 33 artarken ortalama gelir artışı yüzde 28’de kaldı. Son dönemde tüketici fiyat endeksindeki artışın ücret artışlarını geride bırakması, Cumhuriyetçilerin vergi indirimi ve istihdam vaatlerinin seçmen nezdindeki ikna ediciliğini yıpratıyor. Uzmanlar, kimlik tartışmalarının tabanı mobilize etse dahi tırmanan enflasyonun sandıkta belirleyici nihai unsur olacağını belirtiyor.

















