Sudan’da üç yılı aşkın süredir devam eden iç savaş yalnızca siyasi ve askeri aktörler arasındaki mesafeyi açmakla kalmadı, basın camiasını da derin bir ayrışmaya sürükledi. Kökeni 1946 yılına kadar uzanan köklü bir sendikal geleneğe sahip olan Sudanlı gazeteciler, günümüzde parçalanmış yapılar, meşruiyet tartışmaları ve siyasi kutuplaşma nedeniyle mesleki haklarını savunamaz duruma geldi.
Ülkedeki basın örgütlenmesinin tarihi, darbeler ve yasal müdahalelerle şekillendi. 1989 darbesinin ardından Ömer el-Beşir yönetimi bağımsız sendikaları kapatmış, 2004 yılında çıkarılan Meslek Birlikleri Kanunu ile Sudan Gazeteciler Birliği kurulmuştu. Ancak 2019’da rejimin devrilmesinden sonra Ağustos 2022’de bağımsız tabanın girişimiyle kurulan Gazeteciler Sendikası, ulusal bir sendika yasası bulunmadığı gerekçesiyle resmi makamlar tarafından tanınmadı.
Uluslararası meşruiyet ve siyasi kutuplaşma krizi
Mevcut tabloda uluslararası basın kuruluşları ile yerel yapılar arasında da yetki ikilemi yaşanıyor. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) ve Arap Gazeteciler Birliği gibi kuruluşlar, ulusal mevzuata dayalı olduğu gerekçesiyle resmi Sudan Gazeteciler Birliği’ni muhatap kabul ediyor. Diğer yandan bağımsız sendika, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmelerine dayanarak meşruiyetini savunuyor.
Meslek kuruluşlarının siyasi hareketlerle kurduğu yakın temaslar ise kurum içi krizleri tetikliyor. Sendikanın muhalif siyasi ittifaklara dahil olması, bağımsızlık tartışmalarını alevlendirdi.
Sendika yönetiminde istifa depremi
- Bağımsızlık tepkisi: Gazeteciler Sendikası yönetim kurulunda yer alan Halid Fethi, Meşair Derac ve Sare Tac es-Sır, sendikanın siyasi bir koalisyona katılarak tarafsızlığını yitirdiğini belirterek ortak bir açıklamayla istifa etti.
- Giderek artan ayrışma: Daha önce benzer gerekçelerle istifa eden Abdulhamid Avad’ın ardından gelen bu ayrılıklar, meslek örgütünün tabandaki temsil gücünü daha da zayıflattı.
Hukuki boşluk basını savunmasız bıraktı
Eski Gazeteciler Sendikası Başkanı Abdulazim Avad, hem resmi birliğin görev süresinin dolması hem de yeni kurulan sendikanın yasal dayanaktan yoksun olması sebebiyle her iki yapının da meşruiyet zeminini kaybettiğini belirtiyor.
Ortak bir çatı yasanın ve birleştirici bir meslek örgütünün bulunmaması, savaş ortamında çalışan gazetecileri doğrudan hedef haline getiriyor. Gözlemciler, meslek kuruluşlarının hak savunuculuğundan uzaklaşarak siyasi kamplaşmalara odaklanmasının bağımsız haberciliği aşındırdığını ve yerel medyaya duyulan güveni ciddi şekilde sarstığını vurguluyor.



















